PDA

Orijinalini görmek için tıklayınız : Yüzüklerin Efendisi - Kralın Dönüşü


Ozanisius
07-22-2008, 11:20 PM
YÜZÜKLERİN EFENDİSİ - KRALIN DÖNÜŞÜ

http://www.tmresimler.com/data/media/919/5_3.jpg



Yönetmen : Peter Jackson (http://www.bonjoviturkey.com/peter-jackson-filmleri/)
Senaryo : J.R.R. Tolkien (http://www.bonjoviturkey.com/j-r-r-tolkien-filmleri/), Frances Walsh (http://www.bonjoviturkey.com/frances-walsh-filmleri/)
Oyuncular : Noel Appleby (http://www.bonjoviturkey.com/noel-appleby-filmleri/), Noel Appleby (http://www.bonjoviturkey.com/noel-appleby-filmleri/), Alexandra Astin (http://www.bonjoviturkey.com/alexandra-astin-filmleri/), Sean Astin (http://www.bonjoviturkey.com/sean-astin-filmleri/), David Aston (http://www.bonjoviturkey.com/david-aston-filmleri/)
Türü : Fantastik,Macera
Yapımcı Firma : 0
Yapım Yılı : 2003
Çekim Yeri : ABD,Yeni Zellanda
Orijinal Dili : İngilizce
Filmin Süresi : 201 dakika
Resmi Sitesi : http://www.derherrderringe-fil.. (http://www.derherrderringe-film.de/)
Vizyon Tarihi : 19.12.2003

Sauron’un güçleri, insan ırkına karşı düzenlediği bu son kuşatmada Gondor’un başkenti Minas Tirith’e saldırıyor. Etkisiz bir vekilharcın gözetimi altındaki bir zamanların görkemli krallığı, kralına hiçbir zaman bu kadar umutsuzca ihtiyaç duymamıştı. Peki ama Aragorn kanında var olan gerçeği kabullenip kaderiyle yüzleşmek için harekete geçme cesaretini kendisinde bulabilecek mi?

Gandalf, çaresiz bir şekilde Gondor’un dağılmış güçlerini harekete geçirmeye çalışırken, Théoden de savaşa katılmak için Rohan’ın savaşçılarını bir araya toplamaktadır. Eowyn ve Merry’nin de aralarında saklanmakta olduğu insan orduları, tüm cesaret ve tutkulu sadakat duygularına rağmen, krallığın üzerine akın akın gelmekte olan düşmanla denk güçte değillerdir.

Her zafer büyük fedakarlıklar gerektirir. Verdikleri büyük kayıplara rağmen, Kardeşlik kendilerini bekleyen en büyük savaşa doğru ilerlemektedir. Yegane amaçları, Sauron’un dikkatini dağıtarak, Frodo’ya görevini tamamlayabilmesi için bir şans vermektir.

Tehlikelerle dolu düşman topraklarında yaptıkları yolculuk sırasında Frodo, Sam ve Gollum’a giderek daha fazla güvenmek zorundadır. Zira Yüzük, sadakatini ve en önemlisi insanlığını sınamaya devam etmektedir.

KRALIN DÖNÜŞÜ FİLMİNİN CAN DAMARLARI; SADAKAT, KADER VE UMUT

Kral’ın Dönüşü, Yüzüklerin Efendisi destanının diğer bölümleriyle kıyaslandığında, Tolkien’in romanının kalbinde yer alan ebedi temaları en çok aydınlatandır. “Takip ettiğimiz farklı hikayeler, karakterlerin çıktıkları yolculuklar - umursadıkları, savaş verdikleri, hatta dostlarının uğruna öldükleri şeyler - bizi en sonunda bu filme ulaştırıyor.” diye belirtiyor Peter Jackson. “Bu hikaye tamamlandığında bütün karakterler değişecek. Asla eskisi gibi olmayacaklar. Kralın Dönüşü, üçlemenin en duygusal filmi.”

Muazzam bir görsellik sergilemesine rağmen, Kralın Dönüşü filmindeki asıl çarpıcı nokta, bu destansı üçlemede tanıştığımız karakterlerin duygusal mücadeleleridir. Yapımcı Barrie M. Osborne’un bu konudaki yorumu; “Hikayelerin gelişimi sırasında tanıdığımız ve sevdiğimiz bütün karakterler duygusal bir çözülme yaşıyorlar.” şeklinde. “Başarılı mı olacaklar yoksa her şeyin sonu felaket mi olacak? Bence bu izleyicileri hem keyiflendirecek hem de gözyaşlarına boğacak.”

İsteksiz kral

“Kralın Dönüşü” adı, Viggo Mortensen’in canlandırdığı Aragorn karakterine gönderme yapmaktadır. Gondor krallığının varisi olan Aragorn, kendisine kalan mirastan saklanmış ve kılık değiştirmiş; Sauron’a karşı gizli askeri operasyonlar düzenleyen gizemli kolculardan Yolgezer olarak hayatını sürdürmektedir. Ancak Gondor’un tahtı boştur. Krallık çöküş dönemindedir. Sauron, tüm Orta Dünya ırklarının kökünü kazımak için bir tehdit haline geldiğinde, Aragorn’un öne çıkarak, liderlik olan kaderiyle acilen yüzleşme zamanı gelmiştir. Peter Jackson’ın yorumu; “Krallık görevini nasıl üstlenir, öyle bir yükü nasıl taşıyabilirsiniz? Nasıl ‘Peşinden gitmeniz gereken kişi benim’ diyebilirsiniz? Asıl mücadelesi bununla; çünkü gücün yapabileceklerini gördü.” şeklinde.

Daha fazla güç isterlerken gözden düşen soyu ve atalarının tam aksine, Aragorn doğru kişi olup olmadığı konusunda endişeler taşımaktadır. “O tahtın varisi, Minas Tirith’teki taht üzerinde hak iddia edebilecek tek kişi kendisi. Ama insanoğlunu yönetecek kadar değerli olup olmadığından emin değil. Aragorn’un kendi insanlarındaki asalete inanmaya ihtiyacı var.” diyor Jackson.

Mortensen, Aragorn’u gerçek niyetlerini gizlemiş, yeteneklerini tam olarak göstermeyen liderlerden biri olarak tanımlıyor. “Hem bireylerden hem de bir süre için bütün dünyadan...” diye açıklıyor. “Bu karakter, tıpkı Musa ve Kral Arthur gibi, kendilerini tanımayan toplumlar tarafından yetiştirildi. Tıpkı Elf’lerin Ayrıkvadi’de Aragorn’u yetiştirdikleri gibi. Bu liderlerin ortak özelliği, geçmişte olanları anlayarak, geleceğe kendilerini adamalarını gerektiren bir kaderi sonuna kadar izlemelerinin gerekmesi.”

Üstelik Aragorn için taht, atalarını önce ayartan ve en sonunda yok eden güç arayışının ta kendisini ifade etmektedir. Güç, Aragorn’u kendisi yapan her şeyi değiştirebilir. Aragorn yolculuğunda, liderlik için yapılan çağrının, aslında hiç de güç için olmadığını anlıyor. “Ortada düşmanın eline geçmek üzere olan bir şehir var.” diye açıklıyor yardımcı senarist Philippa Boyens. “Sonuçta pek çok insan ölecek. Aragorn eğer kendi ellerindeyse, ve insanların hayatlarını kurtarabilecekse görevi üstlenmeyi kabul ediyor. Bir adım öne çıkıyor. İçi çok temiz, Yüzük’ün onu etkisine alamamasının nedenlerinden birisi de bu. Çünkü o, güç uğruna gücün peşinde değil.”

Kardeşliği, görevi üstlenmesi için harekete geçiren ve Frodo’yu Mordor’a gönderen Gandalf (Ian McKellen), bu arayışta üstlendiği rolde karşılaşacağı tepkilerle yüzleşmek zorundadır. Gandalf, artık yardımsever bir yabancı olmanın ötesinde, kazanması gerektiğine inandığı tarafın yanında aktif olarak savaşa katılır. “Bir açıdan, Gandalf bu savaşta bir general.” diye yorumluyor Boyens. “Olanları tetikleyen ve bu hale gelmesine neden olan kişi kendisi. Bu yüzden üzerine düşen sorumluluğu almak zorunda. Bu çok büyük bir kumardı. Eğer güç farklı bir şekilde kullanılırsa, değişik ama eşit derecede derin bir iz bırakacaktı.”

Umulmadık kahramanlar

Eowyn (Miranda Otto) ve Merry (Dominic Monaghan) Rohan ileri karakolu Dunharrow’da bırakılmışlardır. Eowyn bir kadın, Merry’de bir Hobbit olduğu için. “Rohan topraklarında bir kadın olarak oynaması gereken rol, Eowyn’i hiç de tatmin etmiyor.” diye belirtiyor Jackson. “Onda savaşçı bir ruh var. İnsanlarını korumak istiyor. Büyük bir sevgiyle bağlı olduğu Kral olan amcasını korumak istiyor. Bu nedenle onu sinsice dolambaçlı bir şekilde savaşa katılırken görüyoruz. Bir kez olayların içine girdiğindeyse, savaşın gerçek korkularıyla yüzleşmek zorunda kalacak.”

Eowyn’in bu savaştaki ruh ikizi ve ortağı, savaşın tıpkı kendisi gibi değiştirdiği Merry. Savaşı onun gözlerinden görmek gerçekten korkunç.” diyor Monaghan. “Merry’yi o durumda görmek, kan, ter ve gözyaşları içinde, savaşın berbat gerçekliğinde yaşadıklarını görmek gerçekten çok sarsıcı. Ancak Merry, en az herkes kadar orada bulunma hakkı olduğuna inanıyor. Onun da uğruna savaştığı amaçlar aynı; arkadaşlarını ve dünyayı kurtarmak.”

Savaşın en can alıcı bir noktasında, umulmadık cesaretleri ve güçlü sadakat duyguları, olayları düşmanın aleyhine çevirecektir.

Babalar ve oğulları
Boyens’in yorumu; "Üçüncü filmin büyük bölümü babalar ve oğullar arasında çatışmalar. Nasıl Gollum'un şizofrenisi hikayenin içine gizlenerek sizin bulmanızı bekliyorsa, babalar ve oğulların hikayesi de böyle."

Yüzüklerin Efendisi’nde, babaların yaptıkları bütün hareketler ileride dönüp dolaşıp oğullarının önüne çıkıyor. Benzer bir biçimde, erkek ve kız çocukları, anne ve babalarının çizgileriyle, çoğunlukla, tam olarak zıt kutuplara yerleştiriyorlar. Eowyn’in babası yerine geçen Théoden, onun savaşa katılmasına izin vermiyor. Ancak Eowyn, Theoden’in ordusu içinde, hayati bir rol oynuyor. Théoden ise, kendisi Solucandil’in zehirinin etkisi altındayken ölen oğlunu aklından çıkaramamaktadır.

Arwen’e olan aşkı ve yanında kalması için duyduğu arzu nedeniyle, Aragorn kendisini yetiştiren babalığı Elrond’un isteklerine taban tabana zıt düşmekteydi. Bu ihtilaf, Aragorn’un Ölülerin Yoluna gitme kararını vermesine neden olur. Çünkü Kralların Kılıcı’nı yeniden döverek Aragon’a vermek ve onu kullanması için iyi dileklerini sunmak zorunda olan Elrond’dur. Bütün kardeşlik için bir baba sayılabilecek Gandalf ise en kırılgan "oğlu" Frodo’yu en acımasız ve affı olmayan göreve, Yüzük’ü Hüküm Dağın’da yok etmeye gönderir; ancak kendisine en çok ihtiyaç duyduğu anda Frodo’nun yanında olamaz.

Ancak belki de en önde gelen ve yürekleri sızlatan ilişki ise Denethor (John Noble) ve oğulları Boromir (Sean Bean) ve Faramir (David Wenham) arasında yaşanandır.

Kralının yokluğunda Gondor’u gözetmekle görevli olan Denethor, en sevdiği oğlu Boromir’in ölümü ile umutsuzluğa düşmüştür. Yaşayan tek oğlu Faramir’in ise, şansı varken Yüzük’ü alıp Gondor’a getirmemesinin, bir hayal kırıklığı olduğuna inanmaktadır. Noble bu konuda şöyle diyor; “Boromir, Denethor’un en sevdiği oğluydu çünkü babasının bir aynasıydı. Güçlü bir savaşçı ve doğuştan liderdi. Faramir ise daha gözlemci ve akademisyen bir ruha sahipti, bir bakıma Gandalf’ın bir yansıması denebilir. Boromir’in ölümü Denethor için dayanılmaz bir acıdır. Adeta kendi ölmüş kadar acı çekmektedir.”

İçindeki suçluluk duygusu, belki de çılgınlıkla, Denethor, Faramir’i düşen şehir Osgiliath’ta Orklar’a karşı asla kazanamayacağı bir savaşa gönderir. Faramir istekli olarak gider. “Faramir çok açık sözlü, asla politik davranmıyor” diyor Wenham. “Babası bir şekilde ona güvenmiyor. Faramir’e doğasına hiç uymayan, ona işkence eden bir görev veriyor. Çok fazla sayıda insanı kendi önderliğinde zorlu ve sert ortamlara sokmaya mecbur bırakılıyor. Ancak Faramir babasını seviyor ve ona güveniyor. Aslında babasının onayını alabilmek için kendini ölüme sürüklüyor. Osgiliath’a geri dönmenin hiçbir faydası olmadığını biliyor; ancak Gondor’un ve Orta Dünya’nın geleceği için seve seve kendi canını vermeye hazır.” “Boşuna ve aptalca bir girişim” diyor Boyens. “Ancak davranış kendi içinde çok cesurca. Acı ve cefa içindeki genç bir askerin babasının sevgisini kazanmak için verdiği mücadele. Gandalf ona şöyle söylüyor ‘Baban seni seviyor. Sona gelmeden önce bunu hatırlayacaktır. Bu yüzden hayatından vazgeçme.’ Savaş şartlarında, boşuna yapılan, yararsız şeyler, genellikle çok kişisel nedenlerle, insanların başka insanların hayatlarıyla oynamasıyla ortaya çıkar.”

FRODO’YA BİR ŞANS YARATMAK: YÜZÜKLERİN EFENDİSİ:KRALIN DÖNÜŞÜ’NÜN HİKAYESİ
“Üçüncü filmin nereye gittiğini öğrenmek istiyorsanız bekleyip Elijah’nın nereye gittiğine ve zavallı Bay Frodo’ya neler olduğuna bakın.”
Sean Astin

Yüzüklerin Efendisi: İki Kule filminin son sahnelerinde Miğfer Dibi savaşı sona ermiş, Orta Dünya savaşı henüz başlamıştı. “Miğfer Dibi Savaşı sadece bir çatışmaydı.” diyor Peter Jackson. “Gerçek savaş bu. Bu, geleceğin belirleneceği bir savaş.Sauron mu kazanacak? İnsanoğlu mu kazanacak?”

Kardeşliğin üyeleri farklı yerlere dağılmışlardı; Aragorn (Viggo Mortensen), Legolas (Orlando Bloom) ve Gimli (John Rhys-Davies) Rohan’da Théoden’le (Bernard Hill) birlik oluyorlar. Merry (Dominic Monaghan) ve Pippin (Billy Boyd), Saruman’ın Isengard Kulesinin Entler tarafından yok edilişine tanık oluyorlar. Frodo (Elijah Wood) ve Sam (Sean Astin) ise Gollum (Andy Serkis) rehberliğinde Hüküm Dağı’na ve belirsiz kaderlerine doğru giderek yaklaşıyorlar.

GONDOR’A UMUT GELİRYOR

Yüzüklerin Efendisi: Kralın Dönüşü filminin hemen başında, Pippin (Billy Boyd) merakına engel olamayıp ellerini Isengard’daki Palantir’e koyar. Sauron’un gözüyle direkt temasa geçen bu küre, Kara Lord’u Yüzük Taşıyıcının Pippin olduğuna ikna eder. “Pipin, Palanthir’i aldığında, Gandalf onun ölümcül bir tehlikede olduğunu fark eder. Güvende olabileceği tek yerin Minas Tirith olacağına karar verip yola çıkarlar. Böylece Pippin kendini yeni bir ülkede, yeni bir maceranın ortasında bulur.” diyor Billy Boyd.

Yolculukları başladığından bu yana Merry ve Pippin ilk kez ayrılıyorlardır. Philippa Boyens, bu iki dostun neredeyse tek vücut olarak hareket ettiklerini söylüyor. “Ancak ayrıldıkları zaman bile birbirlerine karşı dürüstler. Çünkü birbirlerinden öğrendikleri, dostluğun kazandırdıklarından biri de bu.”

Ak Şehre girerlerken, Gandalf ve Pippin Gölgeyele’yi yedinci katın yüzlerce basamak yukarısına, yerden bin feet (300 metre) yukarıya doğru sürerler. Kralların Avlusundaki, bir zamanlar Gondor kanunlarının sembolü olan ve bayrağında yer alan, Ak Ağaç solmuştur. Aragorn’un atalarının gözden düşmesinden beri, Minas Tirith çöküş dönemine girmiştir ve şu anda Denethor’un (John Noble) vekilharçlığında yönetilmektedir. “Gondor’un yönetimi, tahta geçici olarak vekalet etmesi gereken Vekilharçların elindedir.” diyor Jackson. “Mevcut Vekilharç, Boromir ve Faramir’in babaları olan Denethor’dur. John Noble rolünü başarıyla canlandırıyor. Büyük bir baskı altında çünkü Mordor yeniden güçlenmiş ve Gondor’a karşı son saldırısına hazırlanmaktadır.”

“Denethor, insanoğlunun galip geleceğine dair inancını kaybetmiştir. Denethor Kral Lear kalıplarında muhteşem bir trajik karakter” diyor Noble. “Gerçek kralın dönüşüne kadar tahta vekalet ettiğini biliyor. Asaleti ve akıl sağlığı; Yüzük’e duyduğu arzu, Aragorn’un geri dönmek üzere oluşu, Boromir’in ölümü ve Faramir’in yaralanması ile adeta bir sınav veriyor. Sonunda içinde bulunduğu depresyon ve paranoya korkunç sonuçlara ulaşıyor.

ROHAN VE AYRIKVADİDE’Kİ KAYIP VE ÖLÜMLER

Rohan’ın başkenti Edoras’ta, Aragorn (Viggo Mortensen) yol arkadaşları Gimli (John Rhys-Davies) ve Legolas’la (Orlando Bloom) birlikte, yaklaşan savaş öncesinde, Kral Théoden’in (Bernard Hill) hizmetine girerler.

Arwen, Orta Dünya’da Ayrıkvadide Aragorn’la birlikte ölümlü olarak yaşamakla, ailesiyle gidip ölümsüz olmak arasındaki tercihini çoktan yapmıştır. “Arwen, Aragorn’la bir gelecek için umut ve inancını koruyor.” diyor Liv Tyler. “Sevdiği erkek olmadan sonsuza kadar yaşamaktansa umut ederek ölmeyi tercih ediyor. Etrafındaki karanlık çemberin giderek daralmasına rağmen bu umuduna sarılıyor.”

“Bu dünyada yaşama yeteneği giderek azalıyor.” diye tarif ediyor Jackson. “Giderek zayıf düşüyor. Üzerine çöken bu karanlığa ve zayıflığa daha fazla dayanıp dayanamaması, tıpkı zamana karşı verilen bir yarış gibi, Aragorn ve Frodo’nun Sauron’a karşı zafer kazanıp kazanamamalarına bağlı.”

Babası Elrond’a (Hugo Weaving) göre, kalma kararı idam fermanı anlamına geliyor. “Kızının feragat ettiği şeyler nedeniyle karşılaşması gerekenleri Elrond’un kabullenmesi gerekiyor.” diyor Hugo Weaving. “Aragorn bir insan, kızı ise bir Elf. Eğer onunla kalırsa, eninde sonunda onsuz yaşamak zorunda kalacak çünkü Aragorn ölecek.”

Elrond tarafsız kalamaz., Isildur’un antik kılıcı olan ve Yüzük’ü Kara Lord’un elinden kesen Narsil’in parçalarıyla Andúril’i döver. “Narsil’in parçaları binlerce yıldır Ayrıkvadi’deydi.” diye açıklıyor Weaving. “Aragorn’un Sauron’a karşı savaşabilmek için o kılıca ihtiyacı var. Aragorn’un babalığı olan Elrond, onu kılıcı almak üzere harekete geçiren bir katalizör görevi görür.”

ARAGORN, LEGOLAS VE GİMLİ ÖLÜLERİN YOLUNDA

Cesaretlendirilen Aragorn, Dunharrow üzerindeki Ak Dağlar arasından geçen Ölülerin Yolundan gitmesi gerektiğine inanır. Burası hiçbir insanın sağ tamamlayamadığı bir güzergahtır. “Burada, uzun zaman önce Isildur’a bağlılık yemini eden ancak Sauron tarafından yozlaştırılarak bu dünya ile diğer dünya arasına sıkışmış varlıklar var.” diye açıklıyor Mortensen. “Gondor’un kendilerine en fazla ihtiyaç duydukları anda sadece Isildur’a değil, birlikte Sauron’a karşı savaş veren iyiliğin güçlerine, İnsanlara ve Elf’lere de ihanet ettiler. Savaş bittikten sonra -Isildur’un bir varisi tarafından çağırılana kadar- burada hayalet gibi yaşamaya mahkum edildiler.”

Tahtın gerçek varisi olan Aragorn, bu varlıkları kendi yanında Minas Tirith’te savaştırarak gururlarını tekrar kazanmalarını sağlayabilecek ve onları bu yaşayan ölü hallerinden kurtararak, ruhlarını özgür bırakabilecek tek kişiydi. Ancak Aragorn öncelikle, bu varlıkların bulunduğu bölgeye bile girerken karşı karşıya geldiği, kendisinden şüphe duyma hastalığının üstesinden gelmeliydi. “Eğer yeteri kadar konsantre olmazsanız, ya da sizi harekete geçiren nedenler yeterince saf değilse, Krallarıın soyundan geliyor olsanız bile başarılı olamazsınız.” şeklinde açıklıyor Mortensen. “Aragorn’un verdiği bu karar çok kişi tarafından destek bulmuyor. Hatta pek çokları kendilerine ihanet ettiğini düşünüyorlar. Hiç kimse o dağlara gidip sağ kalmayı başaramamış. İçinde bulundukları durumda bu özellikle çok zor çünkü Aragorn en iyi savaşçılarından birisi ve insanların iyi savaşçılara hiçbir zaman olmadığı kadar çok ihtiyaçları var.”

Théoden’in kendisine çok bağlı yeğeni Eowyn’in (Miranda Otto), Aragorn’un Rohan halkıyla kalmasını istemesinin karmaşık nedenleri var. “Gidebileceğine inanmak istemiyor çünkü bu neredeyse intihar demek.” diyor Otto. “Neden yanlarında kalıp onlarla birlikte savaşmıyor? Gitmesi, Rohan halkının umudunu kaybetmesini sembolize ediyor. Onları zafere taşıyacak kişinin Aragorn olduğuna gerçekten inanıyor. Bence bir neden de hala aralarında bir şeyler olabileceği umudunu taşıyor olması, çünkü onu seviyor. Aragorn gittiğinde, Eowyn o kadar çok şey kaybediyor ki tamamen umutsuzluğa düşüyor.”

Gimli ve Legolas, Aragorn’a görevinde eşlik etmek için ısrar ederler. Ne olursa olsun onu yalnız bırakmayacaklardır. “Gimli, Aragorn’u her zaman takdir etmiş ve kendine yakın hissetmiştir.” yorumunu yapıyor John Rhys-Davies. “Bu durum, büyük bir lidere ihtiyaç duyulan bu dönemde, insanları bir araya getirebilecek büyük liderin, kralın o olduğu inancına ve derin bir saygıya dönüşüyor.”

Birbirinden çok farklı üç savaşçı olan Aragorn, Legolas ve Gimli birer kardeş gibi olmuşlardır. “Paranoya ve şüphelerle başlayan ilişkileri hayal edebileceğiniz en derin dostluğa dönüşüyor.” diye ekliyor Rhys-Davies. “Bence sonunda, kendilerini diğerleri için memnuniyetle feda edebilecekleri açıkça görülüyor. Sınavdan geçtiler, ama dağılmadılar.”

EOWYN VE MERRY DUNHARROW’DA
Théoden ve Atçanyurt Süvarileri Minas Tirith’e hareket ederler. Rohirrim’in askere ihtiyacı olduğunu bildikleri halde Eowyn ve Merry’yi (Dominic Monaghan) geride bırakması için ısrar ederler. Eowyn, yetenekli bir savaşçı olmasına rağmen-sadece kadın olduğu için- kardeşi Eomer’le (Karl Urban) yan yana savaşmasına izin verilmez.

“Eowyn arkada bırakılmak istemiyor.” diyor Miranda Otto.“Eowyn, Théoden’in ona bir üniforma giydirmesi ve zırh taşıyıcısı olarak adlandırmasına rağmen, cepheye götürmeyi aklından bile geçirmemesi nedeniyle Merry’e karşı bir yakınlık hissediyor. Çünkü tıpkı kendisine olduğu gibi Merry’e de, sevdikleri için savaşamayacağı söylenmişti ama yine de Meryy, dostları için endişeleniyordu. Üstelik Kardeşliğin diğer üyeleriyle birlikte buraya kadar gelmişken şimdi neden arkada bırakıldığını bir türlü anlayamıyordu…

Sonuçta, erkek kılığına giren Eowyn, Merry’yi de yanında götürmeyi başarıyor. “Filmde savaşı bir Hobbit’in gözünden fazla izleyemiyorsunuz, ama Merry asker oluyor” diyor Dominic Monaghan. “Kendisini, birlikte savaşa girmek zorunda kalacağı bir ordunun içinde buluyor.”

Gondor’un bir zamanlar görkemli başkenti olan Minas Tirith’te hem vahşet vardı hem de verilecek kayıplar açısından Miğfer Dibi savaşını gölgede bırakacak olan Pelennor Çayırları savaşına doğru gidiyorlardı. “Peter’ın, Pelennor Çayırları savaşı ile ilgili güçlü bir önsezisi vardı. Bu savaşı bir Hobbit’in gözünden aktarmanın yanı sıra, umutsuz bir tablo çizmekten yanaydı. Rohan Süvarileri, Gondor’a yardım için çağırılmışlardı. Merry de en az Eowyn, Éomer ve Théoden kadar bu savaşın içindeydi.”

“Bir bakıma bizler de Hobbitiz” diyor Jackson: “Onlar, hiç savaş ve mücadele tecrübesi olmayan ancak kendilerini karmaşanın tam ortasında bulan masum insanları temsil ediyorlar.”

PELENNOR MEYDANLARINDA CESARET VE ONUR

“Minas Tirith’in savunmasını Gandalf yönetiyor. Sauron saldıran taraftır. Kendisine karşı çıkan ve Aragorn, Theoden ve Gandalf tarafından yönetilen Orta Dünya’nın alışılmadık koalisyonuyla karşılaşmaya hazırdır.” açıklamasını yapıyor Ian McKellen.

Gandalf, savunma hattına, mancınıkları akın akın gelen Orkların üzerine doğru ateşlemelerini emreder. Gondor’lu okçular Minas Tirith’in yedi katlı mazgallı siperlerinin hepsinden düşmanın üzerine ok yağdırırlar. Ancak hiçbir şey, hatta Gondor’un muhteşem kapısı bile Orkların sert darbeler indiren şahmerdanı Grond’a dayanamazdı. Orklar, şehrin en dış halkasına yayılmışlardı. “Şehrin dayanabileceği kısa ve belirli bir süre vardı.” diyor Jackson. “Düşmanın etkili darbeler indiren şahmerdanları yedi katman şeklinde kurulan şehre gedikler açabiliyordu. Savunma hattı, katman katman geri çekilmek zorunda kalıyordu.”

Büyücü Kral adı verilen bir hortlak olan Yüzüktayfları’nın kumandanı, Gandalf’ın karşısına çıkmak için şehre girer. Tam uğursuz bineği Felaket Yaratığı Gandalf’ın üzerinde belirirken, uzaklardan savaş borularının sesi duyulur; Rohan imdada yetişmiştir. “Rohirrim aslında şövalyedir.” diyor Bernard Hill. “Öylesi bir şövalye ruhu, öylesi bir onur, öylesi bir binicilik yeteneği. Minas Tirith’e giderek ellerinden gelen katkıyı yapmaya çalışıyorlar.”

Pelennor Çayırları’ndaki savaş sayesinde, Yüzük Kardeşliği’ de Rohan’a doğru yola çıkmaktaki amacını gerçekleştirmiş oluyor, ayrılmış iki krallığı, Rohan ve Gondor’u, bu ümitsizlik anında birleştiriyor. “Gandalf çok zor bir savaş veriyor.” diye tanımlıyor Jackson. “Ordusu, rakibininkine göre çok küçük. Yeterince adamı yok. Şehri savunacak kadar gücü yok. Ancak Rohirrim ortaya çıkıyor ve bir anda olayların akışını değiştiriyor.”

Aralarında Eowyn ve Merry’nin de olduğu Théoden’in güçleri, sayıları Orklardan çok daha az olmasına rağmen saldırıya geçiyor. Fil benzeri Mûmakil adı verilen hayvanlara binen Haradrim ırkı da Orklara katılıyor. Gandalf’ın stratejik önderliğine rağmen umutlar giderek azalıyor.

“Minas Tirith kazanılması gereken, geleceği belirleyici bir savaştı.” diye yorumluyor McKellen. “Bu kuşatma kaldırılmalıydı. Herkesin hayatta kalabilmesi için, pes etmemek hayati önem taşıyordu. Aslında çok endişe verici bir dönemdi. Bu savaş, Orta Dünya’nın sonu olabilirdi.”

Düşman kuvvetleri Rohirrim’in de üstesinden gelmeye başlayınca, Eowyn ve Merry de dostları için ellerinden geleni yapma ve kayıplarının öcünü alma fırsatını yakaladılar.

Orklar, insanlarla çatışmaya devam ederlerken, Gandalf’ın stratejisinin en önemli parçası olan Hüküm Dağı’na doğru ilerliyordu. “Savaşan bütün ordular, Aragorn, Gandalf’ın zeki stratejisi, olup biten her şeyin amacı ‘Frodo’ya bir şans yaratmak içindi” diyor sorumlu yapımcı Mark Ordesky.

BİR BUDALANIN UMUDU: FRODO, SAM VE GOLLUM MORDOR’DA

Frodo’nun, Yüzük’ün giderek ağırlaşan yükü ve etkisi, aynı zamanda dev örümcek Shelob’un saldırısı ile başa çıkması gerekiyor. Çok önemli görevleri olan Yüzük’ü yok ederek, görevlerini tamamlamalarına daha uzun bir yol olmasına karşın Frodo ve Sam pek çok zorluğu alt etmek zorunda kalıyor, üstelik Frodo kendini yavaş yavaş kaybetmeye başlıyor. “Frodo, şu ana kadar gördüğümüzden çok daha fazla etkisi altında kalıyor Yüzük’ün.” diyor Wood. “Bağımlılığı giderek artıyor. Kendi gibi düşünemiyor. Yüzük’ün etkisi nedeniyle kafası karışmış, Shire’ı hatırlayamıyor. Onu kendi yapan bütün kişisel özelliklerini kaybediyor. Bu güç, bir dereceye kadar onun ruhunu vücudundan ayırmaya başlıyor ” diye devam ediyor Wood.

Zar zor yürüyebilen ve görmekte zorlanan Frodo, görevini hatırlatması için Sam’a eskisinden daha çok ihtiyaç duyuyor. “Bir yer gelir ve Frodo artık yürüyemez olur, onu Sam taşımak zorundadır.” diyor Wood. “Pek çok açıdan Sam gerçek bir kahraman. Çünkü her şeyi bir arada tutmayı başarabilen o. Neyin doğru neyin yanlış olduğunu göremeyen arkadaşını, yapmak zorunda olduğu şeyi gerçekleştirmesi için sırtında taşıyor. Kahraman her ne kadar Frodo da olsa, onun görevini tamamlamasına asıl yardımcı olan Sam’in, gücünü ve bakış açısını kaybetmemesidir.”

“Frodo’nun Sam’de bulduğu rahatlığın en büyük nedeni, her gün aynı olan gücü ve sıradanlığıdır” diye ilave ediyor Philippa Boyens. “Sıra dışı bir kötülük tarafından esir alınmaya başlayan, bu güçle her gün savaşmak zorunda kalan biri olarak Frodo için; Sam, gerçeği, normalliği, nezaketi ve iyiliği temsil eden bir mihenk taşı oluyor. Bu Frodo’nun kalbinde yaşattığı bir şey.”

Tıpkı diğer Hobbit dostları gibi, hikayenin son bölümünde Sam de, içindeki gizli güçleri ortaya çıkarıyor. “Sam sürekli olarak Frodo’nun yanında ona yoldaş oluyor.” yorumunu yapıyor sorumlu yapımcı Ordesky. “Her zaman onun hakkında şakalar yapılıyor, hep şişkoluğuyla ve pek de akıllı olmamasıyla diğerlerinden ayrı tutuluyor. Ancak Sam’in sıra dışı karakteri Kralın Dönüşü’nde ortaya çıkıyor.”

“Frodo'nun en iyi arkadaşı, neşeli bir tip ve son derece sadık bir dost olarak başlıyor yolculuğa.” diye ekliyor yapımcı Osborne. “Ancak yolun sonuna gelindiğinde temel taşlardan biri ve en önemlisi Frodo’nun güvendiği insan oluyor. Onları Frodo’nun görevinde bir adım daha ileri taşıyor. Bu mütevazı dost, kalıbından büyük bir kahraman haline geliyor ve görevlerinde ilerleyebilmelerini sağlıyor.”

SON OYUN: FRODO’NUN SINAVI VE KRALIN DÖNÜŞÜ

Aragorn, göğsünde Gondor’un Ak Ağacının bulunduğu zırhı kuşanmış, elinde Kralların Kılıcı ile sağ kalan adamlarıyla birlikte, kendilerini mutlak ölümün beklediği batıya doğru ilerliyor hem de çok az şansları olmasına rağmen umutlarını yitirmeden… “Tüm diğer karakterlerimiz, fiziksel olarak Frodo’nun yanında olup, onunla birlikte Hüküm Dağı’na gidemediklerine göre, ona yardım etmenin en iyi yolunun düşmanın dikkatini dağıtmak olduğunu fark etmişlerdi.” diyor Jackson. “Sauron ve adamları onları arıyor. Bir şeylerin yaklaştığının farkında. Geriye kalan herkesin görevi, Frodo ve Sam’e yolculuklarının en zorlu son kısmında yardım edebilmek için, Sauron’un gözünü kendi topraklarından mümkün olduğunca uzun bir süre ayırmasını sağlamak.”

Önlerinde, yüzlerce metre yüksekliğindeki Hüküm Dağı’nın volkanik zirvesinde, Sauron’un Yüzük’ü dövdüğü lav dolu çukur bulunmakta. Yüzük, dünya üzerinde sadece burada yok edilebilir. Ancak Frodo ve Sam, dağdan yukarı doğru yaptıkları acı verici yolculuklarında yalnız değillerdir. Onları takip eden, “Kıymetlisine” kavuşmak için giderek daha ümitsizce çabalayan Gollum yakınlardadır.

Frodo’nun önemli görevini sona erdirebilmesi için iradesinin son derece güçlü olması gerekiyor. Neyse ki Sam her zaman onun yanında!. “Bütün tersliklere karşı birlikte göğüs geriyorlar” yorumunu yapıyor Wood. “Normalde asla böyle büyük bir sorumluluğun verilmeyeceği iki küçük canlı olsalar bile, dağın zirvesine ulaşmaları, belki de bizlere her birimizin, eğer bir şeyi aklımıza koyarsak mutlaka başarabileceğimizi hatırlatan birer işaretler.”

Jackson, iyiliğin kazanması için ne bedel ödeneceğini sorguluyor. “Kimler ıstırap çekmek zorunda kalacak, neler kaybedilecek, insanların giderek daha fazla sevgiyle bağlandıkları karakterler, ne tür acılara katlanmak zorunda kalacaklar?”

Büyük zaferler yaşandı, ama büyük kayıplar da verildi.” diye ekliyor Mortensen. “Herkes acılar çekti, bazıları başaramadı. Her karakterin verdiği karar sonrasında ödediği bir bedel var.”

“Tanıdığımız bütün karakterler, bir şekilde değişmiş olarak çıkıyor bu sınavdan.” diyor Jackson. “Bu, onlar için son derece etkileyici bir tecrübe, umarım izleyiciler için de öyle olmuştur.”

Ozanisius
07-22-2008, 11:54 PM
Bu sanat şaheserini izlemeyen var mı??????Tam 11 Oscarla en çok Oscar alan 3 filmden biri...:D

jbjey88
07-23-2008, 12:33 AM
gerçektende bu filmi izlemeyen insan çok az sayıdadır sanırım en sevdiğim ve defalarca izledıgım filmler arasında hatta ertesi sabah sınavım olmasına rağmen sabahalara kadar tekrarını izlemistim. eee tabi bu sene o dersi alttan alıcam:D :D

jbjkızı
07-23-2008, 12:45 AM
valla ben izlemedim işte o az sayılan insnlardanım yani ama filmi sevmediğimi soyleyebilrim

Ozanisius
07-23-2008, 07:11 AM
Süper fantastik bişi....Serinin en iyisi......